Lipödem son yıllarda adını çok daha sık duyduğumuz bir hastalık. Bunun iyi bir tarafı var: Daha fazla kadın yıllardır yaşadığı bazı şikâyetlerin bir adı olabileceğini fark ediyor.
Ama bir de diğer tarafı var.
Her kalın bacak, her selülitli görünüm veya kilo vermekle istediği kadar incelmeyen her alt beden için “lipödem” denmeye başlandı.
Oysa lipödem tanısı bundan daha fazlasını gerektiriyor.
Lipödem; çoğunlukla kadınlarda, özellikle kalça, uyluk ve bacaklarda, bazen de kollarda görülen, simetrik ve vücudun geri kalanına göre orantısız yağ dokusu artışına ağrı, hassasiyet veya rahatsızlık hissinin eşlik ettiği kronik bir hastalıktır.
Benim burada özellikle altını çizmek istediğim nokta şu:
Bacakların kalın olması tek başına lipödem demek değildir.
Güncel bilimsel yaklaşımda ağrı ve hassasiyet tanının önemli parçalarından biridir.
Bu nedenle bir hastayı değerlendirirken sadece bacaklarının görüntüsüne bakıp “Sizde lipödem var” demeyi doğru bulmuyorum.
Önce gerçekten lipödem var mı, varsa hastanın asıl şikâyeti lipödemden mi kaynaklanıyor, yoksa beraberinde selülit, cilt gevşekliği, venöz veya lenfatik bir problem mi var; bunları birbirinden ayırmak gerekiyor.
Lipödem Belirtileri Nelerdir?
Lipödem herkeste aynı görünmez. Yine de muayenede bizi lipödem açısından düşündüren bazı özellikler vardır:
Her iki bacakta genellikle simetrik yağ dokusu artışı
Alt bedenin gövdeye göre belirgin şekilde orantısız olması
Dokunmakla veya bastırmakla ağrı ve hassasiyet
Bazen kendiliğinden oluşan ağrı veya rahatsızlık hissi
Bacaklarda ağırlık ve gerginlik hissi
Ayakların çoğunlukla korunması
Ayak bileğinin üzerinde belirginleşebilen “cuff” görünümü
Kolay morarma
Yağ dokusunda nodüler veya düzensiz yapı
Bazı hastalarda kollarda benzer tutulum
Puberte, gebelik ve menopoz gibi hormonal değişim dönemlerinde hastalığın başlaması veya şikâyetlerin artması sık bildiriliyor. Ancak bugün bildiklerimizle lipödemi tek bir hormona bağlamak doğru değil.
Her Kalın Bacak Lipödem midir?
Hayır. Bence lipödem konusunda en önemli sorulardan biri bu.
Bir kadının bacakları gövdesine göre kalın olabilir. Bu durum lipohipertrofi, obezite veya kişinin kendi vücut yapısıyla ilişkili olabilir.
Lipödem diyebilmek için yalnızca görüntüye değil, hastanın şikâyetlerine ve muayene bulgularına da bakmak gerekir.
Özellikle ağrı ve hassasiyet burada önemlidir.
Bu nedenle yalnızca fotoğrafa bakarak, sosyal medyadan görüntü göndererek veya sadece bacak çevresini ölçerek lipödem tanısı koymayı doğru bulmuyorum.
Lipödem ile Obezite Arasındaki Fark Nedir?
Lipödem ile obezite aynı şey değildir. Ama bir hastada ikisi birlikte bulunabilir.
Obezitede yağ artışı genellikle vücudun daha genelinde veya merkezi bölgelerinde görülür. Lipödemde ise özellikle ekstremitelerde karakteristik bir orantısızlık ve buna eşlik eden semptomlar ön plandadır.
Burada yıllardır tekrarlanan bir başka bilgiyi de düzeltmek gerekiyor:
“Lipödem yağı diyetle hiç azalmaz” demek doğru değil.
Kilo veren lipödemli bir hastanın bacak hacmi de azalabilir. Ancak kilo verdikten sonra gövde ile bacak arasındaki orantısızlık veya ağrı ve hassasiyet devam edebilir.
Dolayısıyla fazla kilosu bulunan bir hastaya “Sizin probleminiz lipödem, kilo vermenizin hiçbir anlamı yok” şeklinde yaklaşmak da doğru değildir.

Lipödem ile Lenfödem Aynı Şey midir?
Hayır. İsimleri nedeniyle birbirine çok karıştırılıyor ama farklı durumlardır.
Lipödem genellikle iki taraflı ve simetriktir. Ayaklar çoğunlukla korunur.
Lenfödem ise asimetrik olabilir, ayağı tutabilir ve bazı hastalarda pitting ödem veya pozitif Stemmer bulgusu görülebilir.
Fakat burada da tek bir muayene bulgusuna güvenmemek gerekir. Örneğin negatif Stemmer testi lenfödemi tek başına dışlamaz.
Ayrıca bir kişinin lipödemi olması, venöz veya lenfatik başka bir problemi olamayacağı anlamına gelmez.
Şüphe varsa bunları ayrıca araştırmak gerekir.
Lipödem ile Selülit Arasındaki Fark Nedir?
Bu ayrımı özellikle önemsiyorum çünkü kliniğimize başvuran hastalarda iki durumu sık sık bir arada görebiliyoruz.
Lipödem ve selülit aynı şey değildir. Ama aynı kişide ikisi birlikte bulunabilir.
Selülitte gördüğümüz çukurlaşmanın önemli nedenlerinden biri, bazı fibröz septaların cildi aşağı doğru çekmesi ve çevresindeki yüzeyel yağ dokusunun yukarı doğru bombe yapmasıdır.
Lipödemde ise daha yaygın yağ dokusu değişiklikleri, nodüler veya fibrotik yapılar ve ağrı/hassasiyet söz konusu olabilir.
Bu ayrım tedavi açısından çok önemli.
Çünkü hastanın lipödemi varsa lipödemi, selüliti varsa selüliti, cilt gevşekliği varsa cilt gevşekliğini ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.
Her fibrotik yapı kesilmesi gereken bir selülit bandı değildir.
Ben tedavi planlarken önce hangi dokuyu ve hangi problemi tedavi ettiğimi netleştirmeyi tercih ediyorum.
Lipödem Tanısı Nasıl Konur?
Lipödem tanısı esas olarak hastanın hikâyesi ve fizik muayenesiyle konur.
Bugün elimizde “Bu testi yaptık, pozitif çıktı; sizde kesin lipödem var” diyebileceğimiz tek bir kan testi, genetik test, ultrason veya MR bulgusu yok.
Muayenede benim için üç temel nokta özellikle önemlidir:
Simetri + vücut disproporisyonu + ağrı/hassasiyet
Ama değerlendirme bununla da bitmez.
Lipohipertrofi, obezite, lenfödem, venöz hastalıklar ve selülit gibi benzer görünebilen veya lipödeme eşlik edebilen durumları da ayırmak gerekir.
Lipödem Değerlendirmesinde Ultrason Ne İşe Yarar?
Radyolog olduğum için bu konu benim için ayrıca önemli.
Ama ultrason konusunda da doğru sınırı çizmek gerekiyor:
Ultrason lipödem tanısını tek başına koyan bir cihaz değildir.
Ben ultrasonu gerektiğinde klinik muayeneye ek bilgi sağlayan bir araç olarak görüyorum.
Ultrasonla;
subkutan yağ dokusunun kalınlığına ve dağılımına,
dermis ile subkutan dokunun ilişkisine,
septal ve fibrotik yapılara,
dokunun homojenliğine,
yüzeyel fasyaya,
lokal anatomik ilişkilere
bakabiliriz.
Gerekli hastalarda Doppler ultrason ile venöz sistemi de değerlendirebiliriz.
Çalışmalarda lipödemli hastalarla kontrol grupları arasında bazı ultrason özellikleri açısından farklılıklar gösterilmiş olsa da bugün için “Bu ölçümün üzerindeyse lipödem vardır” diyebileceğimiz, herkes tarafından kabul edilmiş bir ultrason sınır değeri yok.
Benim yaklaşımım bu nedenle şu:
Önce hastayı dinle ve muayene et. Gerektiğinde ultrasonla dokunun altına bak. Ama tanıyı yalnızca ekrana bakarak koyma.
Lipödem Muayenesinde Nelere Bakıyorum?
Muayeneye “Lipödeminiz kaçıncı evre?” sorusuyla başlamıyorum.
Önce hastanın beni neden görmeye geldiğini anlamaya çalışıyorum.
Asıl sorun:
Ağrı mı?
Bacaklarda ağırlık mı?
Kalınlık mı?
Selülit mi?
Cilt gevşekliği mi?
Yoksa bunların birkaçının birlikteliği mi?
Daha sonra vücut oranlarını ve yağ dokusunun dağılımını değerlendiriyorum.
Kalça, uyluk, diz çevresi, baldır, ayak bileği ve ayak muayenenin parçalarıdır.
Dokunarak ağrı ve hassasiyete, nodüler veya fibrotik alanlara ve dokunun hareketliliğine bakıyorum.
Pitting, Stemmer bulgusu, cuff görünümü, varis, pigmentasyon ve venöz ödem belirtileri de değerlendirmeye dahil edilebilir.
Gerekirse fotoğraf, çevre ölçümleri ve ağrı skorlarını kaydederek sonraki kontrollerde başlangıçla karşılaştırmak mümkün olur.
Lipödem Evresi Tedaviyi Belirler mi?
Tek başına belirlemez.
Lipödem genellikle Stage 1, Stage 2 ve Stage 3 şeklinde morfolojik olarak evrelendiriliyor.
Fakat görüntünün ileri olması hastanın mutlaka çok ağrılı olduğu anlamına gelmediği gibi, daha erken görünümlü bir hastanın şikâyetlerinin hafif olacağı anlamına da gelmez.
Bu nedenle sadece evreye bakarak tedavi seçmek yerine hastanın ağrısını, fonksiyonunu, doku yapısını ve eşlik eden problemlerini birlikte değerlendirmek daha doğru.

Lipödem Tedavisi Nasıl Yapılır?
Burada hastalarıma anlattığım temel yaklaşım aslında oldukça basit:
Lipödem tek bir işlemle çözülecek tek bir problem değildir.
Önce neyi tedavi etmek istediğimizi belirlememiz gerekir.
Semptomatik lipödemde konservatif yaklaşımın temelinde uygun hastalarda;
kompresyon,
düzenli hareket ve egzersiz,
fazla kilo veya merkezi obezite varsa sürdürülebilir kilo ve metabolik sağlık yönetimi
yer alır.
Amaç her zaman bacağı inceltmek değildir.
Ağrının azalması, ağırlık hissinin düzelmesi ve hastanın günlük hayatında daha rahat hareket edebilmesi de önemli tedavi sonuçlarıdır.
Lipödemde Egzersiz Yapılır mı?
Evet. Hatta hareket tedavinin önemli parçalarından biridir.
Yürüyüş, bisiklet, yüzme veya su içi egzersizleri ve direnç egzersizleri hastanın durumuna göre kullanılabilir.
Burada herkese aynı egzersiz programını vermek yerine kişinin kilosunu, eklem problemlerini ve hareket kapasitesini dikkate almak gerekir.
Lipödem Diyeti Var mı?
Bu konuda internette çok fazla kesin cümle görüyorum.
“Şunu kesinlikle yemeyin.”
“Bu besini bırakırsanız lipödem geçer.”
“Lipödem hastası mutlaka ketojenik beslenmeli.”
Bugünkü bilimsel bilgilerimiz bunları söylememize izin vermiyor.
Herkes için geçerli, kanıtlanmış tek bir lipödem diyeti yok.
Akdeniz tipi beslenme, düşük karbonhidratlı ve ketojenik beslenme modelleri üzerine çalışmalar var. Bazılarında olumlu sonuçlar bildirilmiş olsa da tek bir beslenme biçimini bütün lipödem hastalarına zorunlu kılacak düzeyde kanıtımız yok.
Fazla kilosu bulunan hastada sürdürülebilir kilo kaybını destekliyorum.
Ama hızlı kilo verdirmek uğruna kas kaybettiren agresif diyetleri doğru bulmuyorum.
Aynı şekilde bugün için bütün lipödem hastalarının kullanması gereken kanıtlanmış standart bir vitamin veya supplement paketi de yok.
Manuel Lenf Drenajı Lipödemi Tedavi Eder mi?
Manuel lenf drenajı, saf lipödemde tek başına yağ dokusunu ortadan kaldıran bir tedavi değildir.
Ancak bazı hastalarda ağrı kontrolüne yardımcı olabilir veya eşlik eden lenfatik/ödem komponenti varsa tedavinin bir parçası olarak düşünülebilir.
Benzer şekilde intermittent pnömatik kompresyon bazı hastalarda ağırlık hissi, ağrı veya eşlik eden ödem açısından yardımcı olabilir.
Yine aynı noktaya geliyoruz:
Önce hangi problemi tedavi ettiğimizi bilmemiz gerekiyor.
RF, HIFU, Şok Dalga veya Enjeksiyonlar Lipödem Tedavisi midir?
Bugünkü bilimsel verilerle RF, HIFU, kriyolipoliz, şok dalga veya çeşitli biyostimülan/enjeksiyon uygulamalarına “lipödem hastalığının standart tedavisidir” diyemeyiz.
Ama burada önemli bir ayrım var.
Lipödemli bir hastada aynı zamanda selülit veya cilt gevşekliği olabilir.
Böyle bir hastada uygun bir yöntemle selüliti veya cilt kalitesını tedavi etmek mümkün olabilir. Fakat yaptığımız işlemi doğru isimlendirmek gerekir.
Selülit tedavisi, lipödem tedavisi değildir.
Cilt sıkılaştırma, lipödem tedavisi değildir.
Hastaya hangi problemi tedavi ettiğimizi açıkça söylemek gerektiğini düşünüyorum.
Lipödemde Liposuction Ne Zaman Düşünülür?
Uygun seçilmiş semptomatik lipödem hastalarında liposuction, hastalıktan etkilenmiş subkutan yağ dokusu yükünü azaltmak için kullanılan temel cerrahi yöntemdir.
Çalışmalarda liposuction sonrasında ağrı, basınç hassasiyeti, morarma, hareket ve yaşam kalitesinde uzun süreli iyileşmeler bildirilmiştir.
Ama burada da “Lipödem varsa liposuction gerekir” gibi bir denklem yok.
Karar verirken hastanın kalıcı ağrısı, fonksiyonel kısıtlılığı, doku yükü ve konservatif tedaviye rağmen devam eden şikâyetleri değerlendirilmelidir.
Liposuction bir obezite tedavisi de değildir.
Bir başka önemli nokta da şu:
Yağı azaltmakla cildi sıkılaştırmak aynı şey değildir.
Liposuction yağ dokusu yükünü azaltabilir. Bunun cilt gevşekliğini otomatik olarak ortadan kaldıracağını varsaymamak gerekir.

İstanbul’da Lipödem Değerlendirmesine Nasıl Yaklaşıyorum?
Kliniğime lipödem şüphesiyle gelen bir hastada ilk düşündüğüm şey “Hangi işlemi yapalım?” değil.
Önce gerçekten lipödem düşünüyor muyum, onu anlamaya çalışıyorum.
Sonra hastanın problemini parçalara ayırıyorum:
Ağrı – yağ dokusu dağılımı – selülit – cilt gevşekliği – venöz/lenfatik komponent – kilo ve metabolik durum.
Radyoloji ve girişimsel radyoloji geçmişim nedeniyle anatomiyi ve görüntülemeyi günlük pratiğimin doğal bir parçası olarak kullanıyorum.
Gerekli gördüğüm hastalarda ultrasonla dokunun altına bakmak; subkutan dokuyu, septal/fibrotik yapıları, yüzeyel fasyayı ve anatomik ilişkileri değerlendirmeme yardımcı oluyor.
Ama tekrar söylemek isterim:
Ultrasonu lipödem tanısı koyan bir cihaz olarak görmüyorum.
Muayenenin sonunda hastayı kabaca üç gruptan birinde değerlendiriyorum:
Lipödem düşünmüyorum.
Klinik bulguları lipödem ile uyumlu buluyorum.
veya
Lipödem açısından şüpheli buluyorum ve ayırıcı değerlendirme gerektiğini düşünüyorum.
Bundan sonra tedaviyi hastalığın adına göre değil, hastanın gerçekten tedavi edilmesi gereken problemine göre planlamak gerektiğine inanıyorum.
Sonuç: Önce Lipödem mi, Onu Anlayalım
Lipödem hakkında bugün birkaç yıl öncesine göre çok daha fazla şey biliyoruz.
Ama hâlâ bilmediğimiz şeyler de var.
Hastalığın tek bir kesin mekanizmasını bilmiyoruz. Lipödemi tek başına gösteren bir kan testimiz veya görüntüleme yöntemimiz yok. Herkes için geçerli tek bir diyet veya cerrahi dışı cihaz protokolümüz de yok.
Bence bu belirsizlikleri hastadan saklamak yerine açıkça konuşmak gerekiyor.
Çünkü doğru yaklaşım her gördüğümüz kalın bacağa lipödem demek veya lipödem tanısı alan herkese aynı tedaviyi uygulamak değil.
Önce doğru tanıyı koymaya çalışmak, sonra hastanın asıl problemini belirlemek gerekiyor.
Bazen asıl problem lipödemdir.
Bazen selülittir.
Bazen cilt gevşekliğidir.
Bazen kilo, venöz veya lenfatik problemler tabloya eşlik eder.
Bazen de muayenenin sonunda hastaya “Ben sizde lipödem düşünmüyorum” demek gerekir.
Benim için doğru tedavi planı tam olarak burada başlıyor.

Lipödem Değerlendirme Randevusu
Bacaklarınızda vücudunuza göre orantısız kalınlıkla birlikte ağrı, hassasiyet, ağırlık hissi veya kolay morarma varsa ya da daha önce size lipödem olabileceği söylendiyse İstanbul’daki kliniğimizde değerlendirme randevusu oluşturabilirsiniz.
Muayenede öncelikle şikâyetlerinizi ve klinik bulgularınızı değerlendiriyorum. Gerekli gördüğüm durumlarda ultrasonu doku yapısını ve ayırıcı tanıyı değerlendirmeye yardımcı olarak kullanıyorum.
Amaç bir işlem bulmak değil, önce problemin ne olduğunu anlamak.
Randevusu
